🐎 Avrupa Daki Gelişmeler Ve Osmanlı Devletine Etkileri
OsmanlıDevleti bunlara inanç ve din konularında serbestlik tanıyarak geniş haklar vermiştir. Osmanlı'da dini bakımdan bağımsız olan Hıristiyan Toplumu, Avrupa'daki mezhep kavgalarından etkilenmemiştir. Bunda Osmanlı Devleti'nin Hıristiyan halkı kilisenin suiistimallerine karşı koruması etkili olmuştur.
bİlgİler avrupa'dakİ gelİŞmeler ve osmanli devletİ’ne etkİlerİ dersİmİzİ beĞenmeyİ ve kanala abone olmayi unutmayin!instagram: https://www.ins
SınıfTarih: Avrupadaki Gelişmeler ve Osmanlıya Etkileri TEST - 1 1. I. Pusula’nın bulunması II. Kağıt ve matbaa’nın kullanılması III. Barut’un ateşli silahlarda kullanılması Yukarıda verilen gelişmelerden hangileri Avrupa’da öncelikle siyasi yapının değişmesinde etkili olmuştur? A. yalnız I B. yalnız III C. I ve II D. II ve III E. I, II ve III 2.
I DÜNYA SAVAŞI VE OSMANLI DEVLETİ’NE ETKİLERİ. •Avrupa’daki 4 merkezi devlet olan Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı Devleti ve Bulgaristan ile Avrupa ve diğer kıtalardaki 25 devletin •1870-1914 döneminde bu devletlerin neden olduğu gelişmeler yaşanmıştır.
Osmanlıda Askeri ve Ekonomik Dönüşüm konusunu “Avrupa’daki gelişmelere bağlı olarak Osmanlı idari, askerî ve ekonomik yapısında meydana gelen değişimleri analiz eder.” kazanımı çerçevesinde anlattık. Osmanlı
ErtuğrulGazi, Osman Gazi ve Orhan Gazi dönemlerinde Osmanlı Devleti, 6: I. Murat döneminde Osmanlı Devleti-Osmanlıların Balkanlarda ilerlemesi, 7: I. Bayezid döneminde Osmanlı Devleti-Osmanlıların Balkanlarda ilerlemesi, Ankara Savaşı ve etkileri: 8: Fetret Dönemi, 9: Ara Sınav, 10: I. Mehmet Döneminde Osmanlı Devleti, 11: II.
4 AVRUPA’DAKİ GELİŞMELER VE OSMANLI a. Coğrafi Keşiflerin Osmanlı'ya Etkileri İpek ve Baharat Yollarının önemini kaybetme-si üzerine Akdeniz limanlarından elde edilen gelir azaldı. Avrupalı bazı devletler XVI. yüzyılda Ameri-ka'dan taşınan kıymetli madenlerle
SınıfTarih Konuları 2015-2016. 2015-2016 Milli Eğitim Bakanlığı 10. Sınıf Tarih dersinde işlenecek olan konular aşağıda listelenmiştir. 1. Konu: Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu (1300 -1453) 1. XIV. yüzyıl başlarında Yakın Doğu ve Avrupa. 2.
XVIIIYüzyılda Osmanlı Devleti. Konu: XVIII.Yüzyılda Osmanlı Devleti 16, 2010 7:24 pm. XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti. Osmanlı Devleti Avrupa devletleri ile imzaladığı Karlofça ve İstanbul antlaşmaları ile önemli miktarda toprak kaybına uğrayınca devletin Avrupa’daki itibarı sarsıldı.XVIII.yüzyıl
KaI6F. AVRUPA'DAKİ GELİŞMELERİN OSMANLI DEVLETİ'NE ETKİLERİ>Coğrafî Keşiflerin EtkisiCoğrafî keşifler sonucu, dünya ticaret yollarının değişmesiyle, İpek ve Baharat yolları önemini yitirdi. Bu yolların geçtiği kentler ve sona erdiği limanlar eski canlılığını koruyamadı. Bunun sonucu olarak Osmanlı Devleti'nin gümrük gelirlerinde önemli bir azalma Amerika'yı keşfinden sonra, çok miktarda altın ve gümüş Avrupa'ya taşınmıştı. Bu değerli madenlerin kaçak yollarla Osmanlı ülkesine girmesi, Osmanlı parasının akçe değer kaybetmesine enflâsyon neden oldu. Paranın değer kaybetmesi, hızlı fiyat artışlarına yol açtı. Devlet gelirleri azaldı. Devletin, azalan gelirlerini artırmak için vergileri yükseltmesi, ülkede toplumsal huzursuzluklara ve ayaklanmalara neden oldu. Osmanlı Devleti'nin ekonomik yönden giderek güçsüzleşmesi olayı, devlet teşkilâtının ve toprak yönetiminin bozulmasını da beraberinde getirdi. Ekonomik alandaki güçsüzlük, Osmanlı Devleti'nin Avrupa karşısındaki siyasî ve askerî üstünlüğünü de kaybetmesine neden oldu.>Sanayi İnkılabı'nın Etkisi18. yüzyılda İngiltere’de gerçekleşen Sanayi İnkılabı ile birlikte büyük güçler sanayileşme yolunda çalışmalarını artırdılar. Buna bağlı olarak 19. yüzyıldan itibaren yeni üretim sistemlerinin geliştirilmesi ve yeni enerji kaynaklarının üretime uygulanması sayesinde üretim, iletişim ve ulaşım araçları daha kullanışlı hâle geliyor beyin gücünü iyi kullanan devletler uluslararası ilişkilerde ağırlıklarını hissettiriyorlardı. Bu durumda 1. Osmanlı Devleti sanayi inkılâbından olumsuz yönde Avrupa’nın ucuz fabrika mamulleri ile rekabet edemeyen Osmanlı Devleti’nde el tezgâhları kapatılmaya Ülkede işsiz kalanların sayısında artış Ekonomik açıdan zarar gören Osmanlı Devleti’nde siyasi çöküşte Osmanlı Devleti ekonomik güç kaybına Osmanlı Devleti siyasi güç kaybına Osmanlı’da ithalat artmış ve ihracat Osmanlı Devleti’nin coğrafyası Avrupa devletlerinin pazarı haline Hammadde ve Pazar arayışının artması Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü tehdit İşsizlik arttı ve ticari faaliyetler zayıfladı.>Milliyetçilik Fikrinin EtkisiFransız İhtilali ile birlikte yükselişe geçen akımlardan biri olan Milliyetçilik de Birinci Dünya Savaşı’nın nedenleri arasında gösterilir. Bununla birlikte 18. yüzyılın sonlarında yükselen Milliyetçilik akımları ile 19. yüzyılın ortalarından itibaren etkisini hissettiren Milliyetçilik akımları arasında bazı nüans farklılıkları bulunmaktadır. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’da etkisini hissettiren Milliyetçilik akımları özetle mensup olduğu devletin gücünü artırma, itibarını yükseltme ve yayılmasını hızlandırma şeklinde formüle edilebilir. Bu durumda Milliyetçilik Akımı Osmanlıyı kötü yönde Akımı sonrasında Osmanlı Devletinde yaşayan bazı Balkan milletleri bağımsızlık için ayaklanmalar çıkarmaya başlamıştır. Milliyetçilik akımı yüzünden Osmanlı en büyük darbelerden birisini alarak çok uluslu yapı parçalanmaya kaynaktan araştırma yapıp hepsini birleştirdim. İyi dersler!
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. Alıntı Misafir adlı kullanıcıdan alıntı Osmanlı Devleti hangi yönleriyle Avrupalıları nasıl etkilemiştir? Osmanlı Devleti'nin Avrupa Üzerindeki Etkisi Osmanlıların yer aldığı coğrafya itibariyle Avrupalılarla ilişkileri, daha devletin kuruluş döneminden itibaren başlar. Başlangıçta Bizans, Venedik ve Ceneviz gibi ülkelerle siyasi, ticari, askeri ve kültürel alanda ilişki içinde olan Osmanlılar, daha sonra topraklarının Balkanlara doğru genişlemesiyle birlikte Bulgar, Sırp, Romen ve Macarlarla da ilişki kurar. Yükselme döneminden itibaren Osmanlıların Avrupalılara karşı hem karada hem de denizde üstünlük sağlamasıyla, Türk geleneklerinin Avrupa’ya tesirlerinde bir artış görülür. Avrupa’daki Türk etkisi, Osmanlıların Avrupa’da en etkin oldukları Kanuni Sultan Süleyman dönemiyle başlar ve inişli çıkışlı bir yol izledikten sonra Lale Devri ile yeni bir boyut kazanır. Gerçi bu tarihten sonra da yoğun olmamakla birlikte Türk gelenekleri ve imajının Avrupa’ya tesiri devam eder. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Kendisine Kanuni denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil, mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır. Zamanında İngiltere Kralı. İstanbul'a bir heyet gönderip, adalet mekanizmasının nasıl işlediğini tetkik ettirerek kendi memleketine örnek almıştır. Onun kanunları, daha sonraları birçok farklı uluslar ve devletler için anayasalarının temelleri oldu. Süleyman, çağının en üstün tek mutlak hükümdarıydı. Osmanlı mimarisinde, klasik dönemi başlattı, dünyanın, o güne kadar görmüş olduğu en muhteşem yapıtları yaptırdı. İstanbul’un Türkler tarafından fethiyle birlikte Osmanlılar ile Batılı devletler arasındaki ilişkiler artmaya başladı. İstanbul alınınca pek çok sanatçı Avrupa’ya gitti, iyi tanıdıkları Doğu kültürünü oralarda tanıttı. Osmanlı sanatına ait figürlerin ve dekoratif repertuarın Avrupa’nın en uzak köşelerine, hatta İngiltere ve İsveç’e kadar uzandığı biliniyor. Sanatı, kültürü, mimarîsi ile de Doğu Batı’yı kıskandırıyordu. Hamamları, kahvesi, nargilesi, zengin mutfağıyla Osmanlı ne Vikinglere ne de diğer yağmacılara benziyordu. Osmanlılar şüphesiz, Avrupalıların hayal gücü üzerinde birçok etki bırakmışlardır. Gerek hanedana, gerek politikaya dair Osmanlıların merasimleri ve görkemlerine karşın mütevazilikleri onları tanıyan, herhangi bir dünya vatandaşını bile etkilemiştir. Dünya'nın en büyük imparatorluklarından birini kurmuş olmaları, Avrupalı gözlemcilerin, kayıtsız kalamayıp Osmanlılara, derin bir saygı duymalarını Türk’ün üstünlüğü savaş meydanıyla sınırlı kalmıyordu. Meselâ devlet organizasyonunda Türk Avrupalıyı kendine hayran bırakıyordu. 16cı yüzyılda İstanbul’da görev yapan bir büyükelçi yazdığı mektupta şöyle diyor“Türklerin ülkesiyle bizim ülkemizi karşılaştırdığım zaman korkudan titriyorum. Onlarda cemiyette yükselmek için bilgi, beceri ve çalışkanlık yeterli. Bizde ise soyluluk şart. Bunun için Türkler giriştikleri her işte başarılı oluyorlar.” Avrupa medeniyetinin Osmanlılarla ilişkisi, imparatorluğun Avrupa’nın içlerine ilerlediği dönemde gözle görülür biçimde arttı. Bu durum bazı kültürel alışverişlerin yaşanmasıyla ve etkileşimle sonuçlandı. Avrupa’nın içlerine doğru süren seferler, Doğu’nun gizemli dünyasının kültür varlıklarını, estetik zevkini ve sanat algısını da Batılı sanatçılara ulaştırmıştı. Çiniden mobilyaya, savaş araç-gereçlerinden tablolara, ev dekorasyonundan kıyafetlere ve diğer dokuma ürünleri ile halıya kadar pek çok alanda etkili oldu Osmanlı kültürü. Bu ürünlerden bazısı ganimet, hediye ve satın alma yoluyla Avrupalı asilzadelerin saraylarına girdi. Bazen de özel siparişle Osmanlı atölyelerinde, fırınlarında ve tezgahlarında üretildi. Sonraki yıllarda Batılı sanatçılar bu eserleri taklit ederek çini ve metal eşyalar ürettiler, değişik kumaşlar dokudular. Küçük bir beylikten büyük bir devlete ulaşan Osmanlılar, birçok alanda Batı dünyasını etkiliyordu. Osmanlıların mimarisi, sanat anlayışı, giysisi ve yemek kültürü bunlardan sadece birkaçıydı. DOKUMA Osmanlı ipekli dokumalarının en büyük pazarı Balkanlar, Doğu Avrupa ve Moskova Prensliği’ydi. Bugün Rusya, Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve eski Yugoslav ülkelerinin müzelerinde bulunan koleksiyonlar, yoğun ipek ticaretinin kanıtları. Eflak, Boğdan ve Erdel gibi Osmanlı’ya bağlı özerk prensliklerin saraylarında ise Osmanlı kumaşından, Osmanlı kalıbı ve kesimiyle dikilmiş kaftanlar, bu eyaletlerdeki ariktokrasinin giyim tarzının temeliydi. Bölgede Osmanlı çadırları, halıları, işlemeleri ve nakış iplikleri de rağbet görürdü. Arabalara değerli halılar ve pahalı Osmanlı saray yastıkları konulur, bulya adlı Osmanlı nakışları alınıp satılırdı. MOTİF İslam sanatından uyarlanan arabesk motifler, 16. yüzyılda tüm Avrupa’da kullanıldı. Zırhlarda ve silahlarda, kuyum işçiliğinde, ciltlerde, halılarda ve mobilyada görülen arabesk örneklere, İngiltere’de bile rastlamak mümkün. Arabesk motifler, Rus kiliselerinin mimari süslemelerinde, kilise ve hanedan hazinelerine ait eserlerde de görülür. HALI Doğu’dan gelen ihraç ürünlerinin en pahalıları olan halılar, Avrupa’da her zaman itibar görmüştür. Halılar diplomatik hediye, esir düşmüş Osmanlı tebasının salıverilmesi için fidye, savaş ganimeti olarak Avrupa ülkelerine girmiştir. Vergi borcu karşılığı olarak bile kabul edilmiş, nüfuzlu kimselere hediye edilmek, kamusal alanları döşemek, hatta sadece ileri bir tarihte satılmak üzere yatırım amaçlı satın alınmıştır. Cenazelerde tabutların içine ve üzerine örtülmüş, önemli şahsiyetlerin ve düğünlerde gelin ile damadın üzerinde durması için yere serilmiş, daha çok masaları ya da mobilya üstlerini örtmekte kullanılmıştır. Halıların hem özel mülklerde hem de kamu binalarında pencere ve balkonlardan sarkıtılarak asılması da adetti. Doğu Avrupa’nın bazı kiliselerinde, hâlâ, duvarların çoğu 17. yüzyıla ait Osmanlı halılarıyla süslüdür. Bazı Avrupa ülkelerinde Osmanlı halılarına benzeyen halılar dokunmuştur. Örneğin; İngiltere’de yıldız desenli Uşak halılarını taklit eden bir halının her bir tarafındaki bordürlerin ortasında, soylu bir İngiliz ailesinin amblemini taşıyan birer arma vardır. İspanya’da ise armalı’ ya da amiral’ halıları olarak tanınan ve çoğu 15. yüzyıl İspanyol amirallerine ait olan inisiyalleri taşıyan halılar, Batı Anadolu halı motiflerinin taklitçisidir. ÇİNİ SERAMİK İslam dünyasında üretilen seramikler, Avrupa’ya doğudan ihraç edilen ürünler arasında en çok süreklilik gösteren ticari eşyalardır. Avrupalılar tarafından İznik atölyelerine sipariş edilen ve günümüze ulaşan kişiye özel seramik parçaların arasında, Avrupalı sahiplerinin armasını taşıyan örnekler de vardır. Hepsi form, renk ve desen açısından Osmanlı pazarı için üretilmiş kaselere benzer. Macaristan’daki Sarospatak Şatosu’nda ise boydan boya 17. yüzyıl İznik çinileriyle döşenmiş bir oda bulunmakta. Bunun gibi daha pek çok muhteşem yapıda Osmanlı çini sanatının örnekleri mevcut. Avrupalı, bu çinileri o kadar beğenmiş ve değer vermiş ki İznik seramiklerini model alarak üretim yapmış. Örneğin bu yüzyıla ait bir İtalyan berber kasesinin hem çiçek motifleri hem de tabağı ikiye bölen yaprak motifi, İznik örneğinin modeli. SİLAH Avrupa müzelerinde en sık karşılaşlıan Osmanlı eserleri silahlardır. Bunların çoğu da savaş ganimetidir. Osmanlı ordusunun etkinliği, sıradışı başarısı ve silahlarının yüksek kalitede çelikten yapılması, Avrupa’da bunların çok tutulmasına neden olmuştu. Bu silahlar diplomatik hediye olarak aranıyor, zaman zaman Osmanlı topraklarından satın alınıyordu. Osmanlı tarzı silahlar Avrupa’da da üretiliyordu bazen. Zengin süslemeli Osmanlı gürzleri ve şeşber, nacak, teber gibi askeri teçhizat, Avrupa saraylarında gücün simgesiydi. Önemli bir silah üretim merkezi olan Almanya’nın Nürnberg kentinde, Osmanlı örneklerinden esinlenmiş miğferler yapılmıştır. Çar Mihail Fiyodoroviç’in 17. yüzyıl Rus silah sanatı başyapıtı olarak kabul edilen mücevherli miğferinin gövdesi de Osmanlı yapımıdır. MEHTER Avrupalılarca, onsekizinci asırdan itibaren “Yeniçeri müziği” diye adlandırılan müzik; evvela, benimsenmiş, bilahare Polonya, sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa’da onların tabiri ile Yeniçeri bandoları kurulmuştur. Viyana kuşatmaları sırasında sıklıkla duydukları bu musiki, Avrupalı müzisyenlere ilham kaynağı olmaya başlamıştı. Viyana kuşatması kalkınca korkulan düşman artık merak konusu olmaya başlamıştı. Osmanlı giysileri hem erkekler hem de kadınlar arasında moda olmuştu. Ünlü müzisyen Mozart’ın tiryakisi olduğu Türk kahvesi, Viyanalıların hayatına bir daha çıkmamak üzere girmişti. Mehter takımı ise Avrupalıların askerî bandolarının oluşumuna örnek olmuştur. Mehterden etkilenen müzisyenler bu müziği bestelerine yansıtmışlardı. Alman besteci Beethoven, “Büyük Senfoni”sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla seslendirmiştir. Beethoven, Türk Marşı’nı mehterin Cenk Havasından uyarladı. Ayrıca Avusturyalı besteci Mozart’ın “Türk Marşı”, Türk askerlerinin “Allah Allah” nidalarının nakarat olarak tekrarından oluşmuştur. Alman besteci Wagner, bir mehter konserini dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak, “İşte musiki diye buna derler!” demiştir. LALE Avrupa’da özellikle Hollanda merkezli, lale ön plana çıkmış, bir gösteriş göstergesi olmuş, bunun sonucu lale piyasaları ve borsaları kurulmuştur. Bu durum Osmanlı’ya bir döneme adını vermesine sebep olmuştur. Ana vatanı Orta Asya olan lale, Osmanlılar zamanına kadar fark edilmemişti. Osmanlılarda aşk derecesine ulaşan lale sevgisi 16. yüzyıldan sonra Avrupa’ya yayıldı. Avrupa’da olağanüstü bir hayranlık ve tutku oluşturdu. Hollanda’da yoğun olarak üretilmeye başlanan bir lale soğanı bedeliyle ev satın alınabilecek kadar değerli olmaya başlamıştı. AYRICA Özellikle Balkan ülkelerinde önemli etkileşimler olmuştur. Balkanlarda müziğin yanı sıra, binden fazla Nasrettin Hoca fıkrasının anlatılması, çok sayıda Türkçe kelimenin kullanılması bu etkileşimlere birer örnektir. EK OLARAK Katolik Ispanya ve Portekiz’in Müslüman ve Yahudi vatandaşlarına Engizisyon yoluyla eziyet ettiği hatta soykırım yaptığı yıllarda Osmanlı Yahudi ve Hıristiyan tebasına devlet yönetimi de dahil olmak üzere önemli sorumluluklar ve yükselme imkânı tanıdı. Hıristiyan olup da Osmanlıya büyük sadakat gösteren Sırp, Ermeni, Gürcü hatta Venedikliler Avrupa için hep çözülmesi imkânsız bir bilmece oldular. Bilgi ve becerilerine uygun saygı ve refahı Hıristiyan toprağında bulamayan Hıristiyanların Müslüman bir sultanın emrine böyle gönüllü girmeleri Kilisenin siyasî doktrinleri için tam bir yıkım demekti. Bin yıl boyunca Avrupa adına girişilen askerî, dinî, ekonomik, siyasî her türlü proje Türk engeline çarptı. “Türk” Avrupalının en sabit ve en yenilmez rakibi oldu, diğerleri gibi düşmanı değil. Kılıç Aslan’ın 1096’da Birinci Haçlı ordusuna verdirdiği kayıplardan Napoleon’un 1798’de Mısır’daki Akka yenilgisine hatta 1915 Çanakkale Savaşı'na kadar Türk ülkesi Avrupalı için başarısızlığın adresi oldu. Amerika kıtasının “keşfinin” büyük heyecan uyandırdığı yıllarda bile Türkler hakkında yazılan ve adına Turcica denen eserler Amerika hakkında yazılanların iki misli kadardı Michel Jolivet – CNRS, 2002. Bu yönüyle Avrupalı kimliğinin oluşmasına büyük katkısı oldu. Avrupalı kimliğinin sınırlarını çizen bir “öteki” oldu Türk. Avrupalı olmak demek Türk olmamak, Türk’ün tersi Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
2. ÜNİTE DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI AVRUPA’DA DEĞİŞİM ÇAĞI -XVI. yüzyılın başlarına kadar Avrupa’da siyasi, sosyal ve ekonomik alanda en yetkili kurum Roma Katolik Kilisesi ve bu kiliseyi temsil eden Papalık’tır. -Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden kilise, her alanda yetkilerini genişletmeye ve Orta Çağ Avrupası’nı şekillendirmeye başlamıştır. -Papalık, XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde uyguladığı etkin politikalarla özellikle eğitim ve öğretim alanında etkinliğini artırmıştır. -Aristo ve Batlamyus’un öğretilerini okutmuş, bu öğretilere karşı çıkanlar ise Engizisyon mahkemelerinde yargılanmıştır. -Hristiyanlıktan uzaklaşan insanları cezalandırmak amacıyla kurulan Engizisyon mahkemeleri ile kilise Bilimsel çalışmalar durağanlaşmıştır. -Kilise zamanla zenginleşerek güç kazanmıştır. -Avrupa’da burjuvazinin aristokrat sınıfa karşı yükselişi hızlandı. -Burjuvazi sınıfının yükselişe geçtiği dönemde Avrupa, İslam kültür ve medeniyeti ile sistemli bir temasa geçti. -Arapça ilim ve felsefe eserler Latinceye tercüme edildi. -XI. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar geçen süreçte Batı, İslam dünyasından yaptığı çevirilerle skolastik düşünce yüzünden yitirdiği Eski Yunan felsefesini yeniden keşfetti. Rönesans ve Reform -“Yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans, XV. yüzyılın sonunda İtalya’da başlamıştır. -Rönesans, Avrupa ülkelerinde görülen bilim, güzel sanatlar ve edebiyat alanındaki gelişmeleri ifade eder. -Avrupa’da radikal değişimler yaşanmıştır. -Avrupalılar Yunan ve Roma dönemi eserlerini İslâm dünyası aracılığıyla yeniden hatırlamışlardır. -Roma, Venedik ve Floransa’da ilk akademiler ve halk kütüphaneleri açılmıştır. -Hümanizm akımı gelişmeye başlamıştır. Reform’u Hazırlayan Koşullar -Hümanizm sayesinde, Hristiyanlığın kaynaklarına inilmesi ve serbest düşüncenin yayılması, -Matbaanın yeni fikirleri geniş halk kitlelerine yayması, -Papalık’ta çöküşün hızlanması ve ıslahat düşüncesinin yayılmasıdır. -Hümanistlerin Yunan-Roma dünyasına olan ilgisi, kilise için tehlike oluşturmuştur. -Antik dünya anlayışı, hümanistlerin dünya anlayışını oluşturmuştur. Bu anlayışa göre insan, yeryüzündeki yaşantısında mutlu olmalıdır. Hristiyanlık anlayışında ise gerçek hayat, ölümden sonra başlamaktadır -Hümanistlerin inançla ilgili düşünceleri, Reform hareketinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Reform -XVI. yüzyılda Katolik Kilisesi’ne bağlı bir kısım hümanist din adamının kiliseye karşı yapmış olduğu dinsel harekettir. -Reform hareketi Almanya’da başlamış daha sonra Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde etkili olmuştur. -Ruhban sınıfında reform yapılması gerektiğini savunan hümanistler, İncil’in ve Hristiyanlık inancını içeren metinlerin orijinal şekillerine dönüştürülmesini istemiştir. -Reform hareketlerinin sonucunda “Dinin esas kaynağı Tanrı’nın sözlerinden ibarettir. Buna havarilerin ve ilk Hristiyan azizlerin yorumundan başka bir şey katılamaz. -Din ve ibadet herkesin vicdanına ait bir iştir.” esasları benimsenmiştir. -Reform hareketi, Protestanlık mezhebinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. -Protestanlığın ortaya çıkması ile Papalık, Hristiyanların üzerindeki dinî, politik ve ekonomik üstünlüğünü kaybetmiştir. -Hristiyanlığın devlet ve toplum hayatındaki etkisi azalmış ve sekülerleşme adı verilen kavram ortaya çıkmıştır. -Antik Roma’da kullanılan hâliyle kutsal olanın dışını yani dünyevî olanı, dinî olmayanı anlatan bir kavram olan sekülarizm, XVII. yüzyıl sonrasında giderek devlet ve kilise hukukunun ayrımı anlamında kullanılmıştır. -Avrupa’da sekülerleşmenin uygulanarak dinî kurumlar ile sembollerin egemenliğinin kaldırılması, uzun bir süreçte gerçekleşmiştir. Bilim Devrimi -Rönesans hareketine öncülük eden diğer bir felsefe de akılcılık yani rasyonalizmdir. Rasyonalizm, insan aklının her türlü rehberliği yapacak güçte olduğunu ve başka hiçbir kaynağa gerek olmadığını dile getirir. -Rasyonalistlere göre akıl, işleyişini engelleyen dış faktörler olmadığı takdirde doğru düşünmeyi sağlayacak tek kaynaktır. -Aklın doğruya ulaşmasını engelleyen en önemli unsurlar; kilise, hukuka dayanmayan devlet, batıl inançlar, bilgisizlik, yöntemsizlik ve ön yargılardır. -Akla karşı olan unsurları gidermek, bilimsel bir çevre hazırlamak ve aklın aydınlanmasını sağlamak esastır. -Rönesans ve Reform’un ortaya çıkardığı fikir hareketleriyle birlikte filozoflar, kurallar ve kanunlar geliştirmiş ve doğal dünyayı nasıl anlayabileceklerini filozofların “İnsanlık, yaşamı bilimin kurallarıyla anlayabilir.” düşüncesi, bilimde büyük değişimleri ortaya çıkarmıştır. -Bilimin yeni kanunlar ortaya koymak için kullanılması, bu dönemin Akıl Çağı olarak adlandırılmasını sağlamıştır. -Akıl Çağı’nda Galileo Galile, Kepler Keplır, Copernicus Kopernik ve Newton Nivtın gibi bilim insanları sayesinde Avrupa’da, Bilim Devrimi gerçekleşmiştir. Ulus Devletlerin Ortaya Çıkışı -Yeni Çağ Avrupası’ndaki fikrî-manevi dönüşüm siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî alanlarda da etkisini göstermiştir. -Krallar ve asiller, Rönesans’la siyasi güç kazanmış ve devletin kiliseden ayrı olabileceği fikri gelişmiştir. -Orta Çağ’daki derebeylerin yerine devleti bir merkezden yöneten krallar ortaya çıkmış ve merkezî yönetim güç kazanmıştır. Bu kralların yönetimi altındaki halklar, ulus olarak tanımlanmaya başlamış ve kral, otoritesini ulusun varlığına dayandırmıştır. -Krallar güç ve yetkilerini artırarak bu ulus-devletlere mutlakiyetçi bir karakter kazandırmıştır. -Sekülerleşmenin etkisiyle her ulus-devletin kendi çıkarları için yaptığı ulusal savaşlar gündeme gelmiştir. -Bu süreçte devletin içeride ve dışarıda görevlerini yerine getirebilmesi için güçlü olması gerektiği ortaya çıkmıştır. -Ulus-devletlerin kurulma sürecinde yaşanan mali sorunları çözmek için devletlerin sömürgeciliğe yönelmesi, daimî ve merkezî bir ordu bulundurma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. -Bu durum kralların hazinede sürekli altın bulundurmasını gerekli kılmış ve bu gereklilik merkantilizmin doğmasına neden olmuştur. -Avrupalı devletlerin üretim ve ihracatı artırabilmek için kurdukları atölyeler, şehirleri büyük merkezler hâline getirmiştir. -Bu merkezlerin ihtiyacı olan iş gücü, Avrupa’da kırsaldan kente göçlerin yaşanmasına sebep olmuştur. -Feodalizmden merkantilizme uzanan dönemde, Avrupa’da yaşanan askerî ve teknolojik dönüşüm savaş teçhizatlarının üretiminde de büyük gelişmelere neden olmuştur. -XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren barutlu silahlar, savaşın zorunlu araçları hâline gelmiştir. -Ateşli silahların etkin bir şekilde kullanılmaya başlanması, Avrupa’da Askerî Devrim’in başlangıcı kabul edilmiştir. XVII-XVIII. Yüzyıllarda Avrupa Düşünürleri -Rönesans Dönemi’nde yaşanan bilimsel ve kültürel gelişmeler sayesinde Batı dünyası, XVIII. yüzyılda Aydınlanma Dönemi’ne girmiştir. -Bu dönemde ortaya çıkan Aydınlanma düşüncesi, bireyin özgürlüğünü esas alan bir felsefe hareketidir. - Aydınlanma; Avrupa’da ilk olarak İngiltere’de toplumsal değişimle başlamış, Fransa’da özgürlük hareketine dönüşmüş ve Almanya’da da felsefi temelleri atılmıştır. -Aydınlanma düşüncesinin ortaya çıkışında; Copernicus Kopernik, Machiavelli Makyavel, Thomas Moore Tamıs Mur, Immanuel Kant İmanuel Kant ve Jean Jacques Rousseau Jan Jak Russo gibi düşünür ve bilim insanlarının fikir ve eserleri önemli rol oynamıştır. -Copernicus, Güneş Sistemi’ni keşfetmiş, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve Güneş’in etrafında döndüğünü ispatlamış ve teorisini 1543’te yayımlamıştır. -Machiavelli, Aydınlanma Dönemi’nde yeni toplumun ve yeni devletin şekillenmesine yardımcı olmuştur. “Hükümdar” adlı kitabında Machiavelli, İtalya’da siyasi birliğin ancak güçlü bir hükümdarla sağlanabileceği fikrini ortaya atmıştır. -Thomas Moore, İngiltere’de sanayileşmenin getirdiği sorunlardan etkilenerek “Ütopya” adlı eserini kaleme almıştır. Eserinde özel mülkiyetin bulunmadığı bir devleti hayal eden ve anlatan Moore , İngiltere’deki toplum düzenini ve adalet sistemini eleştirmiştir -Immanuel Kant, XVIII. yüzyılda “Aklını kendin kullanma cesaretini göster.” diyen Alman Filozof Kant, aydınlanmanın parolası olan bu sözüyle insanın aklını başkasının kılavuzluğuna bırakmaması gerektiği üzerinde durmuştur. Ön yargılarından, dinsel inançlarından ve skolastik düşünceden kurtulan insan, aklını kullanarak yeni bir toplum inşa etme sürecine girmiştir. -Jean Jacques Rousseau da halkın iktidarını, her alanda eşitliğini ve mutlak demokrasiyi savunan bir düşünürdü. Rousseau’ya göre doğal yaşamında bir birey olarak özgür ve eşit olan insan, toplumsal yaşamda eşitlik ve özgürlüğü kaybedebilirdi. Bu sebeple Rousseau, insanların toplum içinde de özgür ve eşit yaşamaları için bir sistem geliştirdi. Bu sistemde toplumun bir araya gelerek düzen içinde yaşaması için bir “sözleşme” oluşturacağını böylece devletin halkın egemenliği ile yükseldiğinde meşru olacağını ifade eder.
Bir Kahraman Doğuyor Avrupa’daki Gelişmeler ve Osmanlı Devleti a. Güçlü Avrupa’nın Temelleri 20. yüzyıl başlarında sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanlarda etkili olan güçlü bir Avrupa ortaya çıktı. Güçlü Avrupa’nın doğuşunda daha önce yaşanan gelişmelerin etkileri çok yüksektir. 1. Coğrafi Keşifler 15. yüzyıldan itibaren gerçekleşen coğrafi keşifler sonucunda dünyanın bilinmeyen birçok bölgesi tanındı. Keşfedilen bu yerlerden Avrupa’ya bol miktarda altın ve gümüş madeni taşındı. Ülkelerin ekonomileri açısından değerli olan bu madenler, Avrupa’da bollaşınca buradaki devletlerin birçoğu zenginleşti ve sermaye birikimi elde ettiler. Devamı için alttaki pdf dosyayı indirebilirsiniz.
avrupa daki gelişmeler ve osmanlı devletine etkileri