🃏 Ön Safta Namaz Kılmanın Fazileti

43_Cemaat İle Namaz Kılmanın Önemi ve Fazileti-3 (29-09-2011) - Mustafa Özşimşekler Hoca. dinisohbetler. 57:37. FERT, AİLE VE TOPLUMDA BİR İNKILAP : NAMAZ. Namaz, küllî ve umumî bir şükrün anahtarıdır. Küllî ve umumî bir şükrün mükafatı olarak da Cenâb-ı Hak, kemal-i kereminden cennetini kullarına ihsan ediyor. “Cennetin anahtarı namazdır, namazın anahtarı ise abdesttir.”. (1) hadîs-i serîfi de bu noktaya bakmaktadır. ön safta namaz kılmanın fazileti, teravih namazında kadınların ön safta durmak, namazda ön safta durmanın fazileti Bu kategoride yer alan Namazı vaktinde kılmak başlıklı yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz. Önsafta yer varken ikinci safa durulmaz. Ön safta namaz kılmanın sevabını peygamberimiz şöyle açıklamıştır: لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الْأَوَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلَّا أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ Cemaat fazileti her ne kadar bir kişiyle de olabilir ve hâne halkıyla dahi cemaatle namaz kılınabilirse de bu, camiye çıkmanın ve daha kalabalık bir cemaatte bulunmanın sevabına denk olmaz. Hanbelîler, cemaatle namaz kılmanın erkekler için farz-ı ayın, Şâfiîler de farz-ı kifâye olduğunu söylemişlerdir. Cemaatle kılınan namazda birinci safta olmak sonraki saflardan birinde olmaya göre daha faziletlidir. Bu konuda çok sayıda sahih hadis mevcuttur. Meselâ birkaçı şöyledir: “Resûlullah (asm) birinci saf için üç kere, ikinci saf için iki kere istiğfar etmiştir.”1. Resulullah (asm) buyurdu ki: “Eğer ezan okumanın ve birinci Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45) Bir kişi Peygamber Efendimiz’e gelerek: “–Falan zât gece namaz kılıyor, sabah olunca da hırsızlık yapıyor!” dedi. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem Kadınların en çok sevap kazanacağı saf son saf, en az sevap kazanacakları saf ise ön saftır." (Müslim, Salât 132; bk. Ebû Dâvûd, Salât 97; Tirmizî, Mevâkît 52) Geçtiğimiz günlerde bu hadisle karşılaştım. Fırsat bulup camide cemaatle birlikte kıldığım namazlarda en ön safa geçip, düzgünce saf tutmaya çalışıyorum. İnsanlar camide ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek te olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi. “ VHV212. İmamın vasıfları En iyi bilen, en iyi okuyan, ehli sünnete en uygun olan ve en yaşlı olan kişi imam olmalıdır. Bakınız İmam olmanın şartları İmam olan kişi şöyle niyet eder; “Niyet ettim Allah rızası için ... namazını kılmaya, ben imamım bana tabi olana uyana” İmama uyan cemaat şöyle niyet eder; “Niyet ettim Allah rızası için ... namazını kılmaya uydum hazır olan imama” Kadınlar cemaat olarak namaz kılmak zorunda iseler imam öne geçmez safın içinde yani hizasında durur. Cemaatle kılınan gündüz öğle, ikindi namazlarının farzlarında, imam kıraatı Fatiha ve namaz suresini içinden okur ve cemaat de bu sûreleri okumadan, imamın kıraatı tamamlamasını bekler. Sabah, akşam ve yatsı namazlarının farzlarında , imam, ilk iki rekatta kıraatı dışından yapar ve cemaat, Fatiha Suresi'ni imam bitirince, imamla beraber içinden ''amin'' der. Akşam namazının 3. ve yatsı namazının 3. ve 4. rekatlarında, imam, sadece içinden Fatiha Suresi'ni okur, cemaat de bu sûreleri okumadan, imamın kıratı tamamlamasını bekler. Faziletleri Peygamber Efendimiz hadis i şeriflerinde şöyle buyurmuştur; "İnsanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi, bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi." Buhari, Müslim "Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gece yarısına kadar namaz kılmış gibi sevab alır. Sabah namazını da cemaatle kılarsa, bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi sevap alır." Buhari Cemaatle namaz kılmanın yanında birde camiye gitmek vardır. Camiye giderek cemaatle namaz kılmanın sevabı da daha da çokturç. Çünkü evinizde cemaat yaparak cemaatle namaz kılmış olursunuz ama Camiye gitmekte ise hem camiye gitmenin sevabını alır hem de cemaatle namaz kılmanın sevabını alırsınız. "Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mü’min olduğuna şahitlik ediniz." Tirmizi Cemaat ile Namaz Nasıl Kılınır? Hangi namaz cemaatle kılınır? Cemaatle namaz kılmanın sevabı nasıl olur? Cemaatle namaz 27 derece daha sevaplı olması ne demektir?“Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 27 derece daha faziletlidir” hadisi ile Cemaat ile namaz kılmanın önemiDinimizin birlik ve beraberliğin timsali olan Cemaat ile beraber 5 vakit namaz kılmanın önemi ve fazilet, nasıl kılınır ve nasıl niyet edilir? Camide, mescitte veya iki kişi dahi olsa cemaat olmanın şartları ve hükmüCemaatle Namaz Kılmanın Hükmüİslâm dini birlik ve beraberliğe, cemaat olmaya büyük önem vermiştir. Günde beş vakit namazın bir arada cemaat olarak toplu halde kılınmasına teşvik edilmesi, haftada bir Cuma Namazı’nın ve senede iki kez olan Bayram namazlarının cemaatle kılınmasının gerekli görülmesi, müminlerin görüşüp helâlleşmelerine, birbirleriyle yardımlaşmalarına vesile olmak gibi bir anlam olan Namazlar ve Nafile olan Namazlar yalnız ve tek başına kılınabileceği gibi imam ile birlikte cemaatle de için beş vakit farz namazları cami, mescit veya iki kişi de olsa cemaatla kılmak vâcib kadar kuvvetli bir Namazı’nı cemaatle kılmak ise kişi de olsa cemaatle namaz kılınabilir. Onun için iki kişi bir araya gelince biri imam diğeri cemaat olarak namazı cemaatle kılmalıdırlar. İmamla birlikte akıllı bir çocuk veya kadın da olsa cemaat Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cemaat ile namaz kılmanın faziletlerini ve önemini birçok hadis-i şerifinde bildirerek, ashabını ve tüm Müslümanları cemaat ile namaz kılmaya teşvik Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cemaatle namazı teşvik ederek cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi veya yirmi beş derece daha faziletli olduğunu belirtmiştir Buhârî, “Ezân”, 30; Müslim, “Mesâcid”, 42. Kendisi de hayatı boyunca cemaate namaz kıldırmış, hastalandığında ise cemaate katılarak Hz. Ebû Bekir’in arkasında namaz namaz, Hanefi mezhebine göre sünnet-i müekke’de; Şâfiî mezhebine göre, farz-ı kifâye yani sünnet-i müekke’de; Mâliki mezhebine göre, sünnet-i müekke’de yani farz-ı kifâye; Hanbeli mezhebi ve Dâvud ez-Zahirî’ye göre ise; farz-ı ayn’dır. Tecrid-i Sarih Tercümesi, II, 604.Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti“Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir bölümü seninle birlikte namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar” Nisa Suresi 102Âyetinde Allah Teâlâ cihad sırasında korkulu anlarda bile cemaatle namaz kılmayı söz konusu etmektedir. Korkulu anlarda cemaatle namaz kılmanın teşvik edilmesi, normal zamanlarda cemaate riayet edilmesinin daha öncelikli ve önemli olduğunu da belirtmiş Namaz kılmanın fazileti ile ilgili Hadis-i Şerifler“Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” Buhârî, “Ezân”, 30; Müslim, “Mesâcid”, 42Cuma namazı dışında en kuvvetli, faziletli cemaat namazı, sabah namazının cemaati, sonra yatsı namazının cemaati, sonra ikindi namazının Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur“İnsanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi” Buhârî, “Ezân”, 9, 32; Müslim, “Salât”, 129, 131.Hz. Peygamber cemaatle namazı teşvik ederek cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi veya yirmi beş derece daha faziletli olduğunu belirtmiştir Buhârî, “Ezân”, 30; Müslim, “Mesâcid”, 42. Kendisi de hayatı boyunca cemaate namaz kıldırmış, hastalandığında ise cemaate katılarak Ebû Bekir’in arkasında namaz kılmıştır.“Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gece yarısına kadar namaz kılmış sevabını alır. Sabah namazını da cemaatle kılarsa bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi sevap alır” Buhârî, “Ezân”, 34; Müslim, “Mesâcid”, 260 Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şeriflerinde“Üç kişi bir köyde veya sahrada bulunur ve cemaatle namaz kılmazlarsa, şeytan onlara hâkim olur. Öyleyse cemaatten ayrılma. Çünkü kurt ancak sürüden ayrılan koyunu yer” buyurmaktadır Ebû Dâvûd, “Salât”, 47.Bir diğer hadiste ise“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ateş yakılması için odun toplanmasını emretmeyi, sonra da namaz için ezan okunmasını, daha sonra da bir kimseye emredip imam olmasını, sonra da cemaatle namaza gelmeyenlere gidip evlerini yakmayı düşündüm” Buhârî, “Ezân”, 29, 34; Müslim, “Mesâcid”, 251-254 diyerek cemaatin topluca terkedilmesinin en ağır müeyyide uygulanmasını gerektiren yanlış bir davranış olduğunu ifade Peygamber, teheccüd namazında çocuk yaşta olan İbn Abbas’a imamlık yapmış ve bir hadisinde “İki kişi ve daha fazlası cemaattir” Zeylaî, Nasbü’r-râye, II, 198 yedi kat sevab hadisiEbû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu“Bir kimsenin câmide cemaatle kıldığı namaz, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha sevaptır. Şöyle ki bir kişi güzelce abdest alır, sonra başka hiçbir maksatla değil, sadece namaz kılmak üzere câmiye gelirse, câmiye girinceye kadar attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Câmiye girince de, namaz kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Biriniz namaz kıldığı yerden ayrılmadığı, kimseye eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe meleklerAllahım! Ona merhamet et! Allahım! Onu bağışla! Allahım! Onun tövbesini kabul et! diye ona dua ederler.” Buhârî, Salât 87, Ezân 30, Büyû` 49; Müslim, Tahâret 12, Mesâcid 272. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 48; İbni Mâce, Tahâret 6, Mesâcid 14Cemaat ile Namaz Nasıl Kılınır, Nasıl Niyet Edilir?İki kişi de olsa cemaatle namaz kılınabilir. Onun için iki kişi bir araya gelince biri imam diğeri cemaat olarak namazı cemaatle kılabilirler. Cami de Cemaatle namaz kılarken, kişi sünnet namazlarını kendisi kılar, sadece farz namazlarda imama Namazı, Bayram Namazı, Cuma Namazı gibi diğer kılınan namazlarda Cemaatle namaz kılarken kişi imama uyarak niyet eder ve imamla birlikte namazını kılmış namaz kılarken imamla birlikte namaza başlarken şöyle niyet edilir;“Niyet ettim Allah rızası için …… namazını kılmaya uydum hazır olan imama”Sabah Namazı“Niyet ettim Allah rızası için Sabah Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”Öğle Namazı“Niyet ettim Allah rızası için Öğle Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”İkindi Namazı“Niyet ettim Allah rızası için İkindi Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”Akşam Namazı“Niyet ettim Allah rızası için Akşam Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”Yatsı Namazı“Niyet ettim Allah rızası için Yatsı Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”Cuma Namazı“Niyet ettim Allah rızası için Cuma Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”Bayram Namazı “Niyet ettim Allah rızası için Bayram Namazının farzını kılmaya uydum hâzır olan imama”Teravih Namazı “Niyet ettim Allah rızası için Teravih Namazını kılmaya uydum hâzır olan imama” Teravih Namazında, cemaat imamın kaç rekat kıldıracağını bilmediğinden sadece Teravih namazını kılmaya diyerek niyet edebilir.Cemaatle namaz kılan kimse Cemaatle kılınan namazlarda kişi niyet ederek tekbir getirir ve imama uyarak namaza başlar. Sübhaneke Duası okuyarak imamın kıraatını okumasını kılınan Öğle ve İkindi namazlarının farzlarında, imam kıraatı yani Fatiha ve namaz sûresini zamm-ı sure içinden okur ve cemaat de bu sûreleri okumadan, imamın kıraatı tamamlamasını akşam ve yatsı namazlarının farzlarında, imam, ilk iki rekatta kıraatı dışından yüksek sesle yapar ve cemaat, Fatiha Sûresi’ni imam bitirince, imamla beraber içinden “amin”Akşam namazının 3. ve Yatsı namazının 3. ve 4. rekatlarında, imam, sadece içinden Fatiha Sûresi’ni okur, cemaat de bu sureleri okumadan, imamın kıraatı tamamlamasını imamla beraber tekbirlere katılır; secde ve rükûdaki tesbihleri, Et-Tahiyyâtü, Salli, Bârik ve Rabbenâ duâlarınıİlgili Diğer KonularNamaz Nasıl Kılınır?5 Vakit Namaz TablosuNamazda Okunan Tesbihler DualarNamazda Okunan Sureler – Namaz Sureleri Facebook’tan takip etmeyi unutmayın! NAMAZI İLK SAFTA KILMANIN SEVABI, ÖNDEKİ SAFLARI DOLDURMAYI, SAFLARI DÜZGÜN VE SIK TUTMAYI EMRETME 1084. Câbir İbni Semüre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu – “Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!” Bunun üzerine biz – Yâ Resûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Şöyle buyurdu – “Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar. ” Müslim, Salât 119. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; Nesâî, İmâmet 28; İbni Mâce, İkâmet 50 1085. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “İnsanlar ezan okumanın ve namazda ilk safta bulunmanın sevabını bilselerdi, sonra bunları yapabilmek için kur’a çekmek zorunda kalsalardı, mutlaka kur’a çekerlerdi. ” Buhârî, Ezân 9, 32, Şehâdât 30; Müslim, Salât 129. Ayrıca bk. Tirmizî, Mevâkît 52; Nesâî, Mevâkît 22, Ezân 31 1086. Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Erkeklerin en çok sevap kazanacağı saf ilk saf, en az sevap kazanacakları saf son saftır. Kadınların en çok sevap kazanacağı saf son saf, en az sevap kazanacakları saf ise ön saftır. ” Müslim, Salât 132. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 97; Tirmizî, Mevâkît 52; Nesâî, İmâmet 32; İbni Mâce, İkâmet 52 1087. Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbının gerilerde saf tutmaya çalıştığını gördü; bunun üzerine onlara “Öne doğru gelin ve bana uyun! Sizden sonrakiler de size uysunlar. Bir topluluk devamlı surette gerilerse, Allah onları geri bırakır” buyurdu. Müslim, Salât 130. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 97; Nesâî, İmâmet 17; İbni Mâce, İkâmet 45 1088. Ebû Mes`ûd radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaza başlayacağımız zaman omuzlarımıza dokunarak şöyle buyururdu “Safları düz tutunuz. İleri geri durmayınız. Sonra kalpleriniz de birbirinden farklı olur. Aklı başında ve bilgili olanlarınız benim arkamda, onlardan sonra gelenler daha arkada, daha sonra gelenler daha arkada dursunlar. ” Müslim Salât 122. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 95; Tirmizî, Salât 54; Nesâî, İmâmet 23, 25, 26; İbni Mâce, İkâmet 45 1089. Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Saflarınızı düz tutunuz. Zira safların düz olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir. “ Buhârî, Ezân 74; Müslim, Salât 124. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; İbni Mâce, İkâmet 50 Buhârî’nin bir rivayetine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur “Zira safların düz olması, namazın mükemmel olmasını sağlayan hususlardan biridir. “ 1090. Yine Enes radıyallahu anh şöyle dedi Bir defasında namaz kılmak için kamet getirilmişti. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize yüzünü döndü ve şöyle buyurdu “Saflarınızı dümdüz tutunuz ve birbirinize sımsıkı yapıştırınız. Zira ben sizi arkamdan da görüyorum. “ Buhârî, Ezân 72; Müslim, Salât 125. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 28, 47 Buhârî’nin başka bir rivayetinde Ezan 76 Enes, her birimiz omuzunu arkadaşının omuzuna, ayağını arkadaşının ayağına yapıştırırdı, demiştir. 1091. Nu`mân İbni Beşîr radıyallahu anhümâ, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim dedi “Saflarınızı düzeltiniz, yoksa Allah Teâlâ’nın aranıza düşmanlık sokacağını iyi biliniz. “ Buhârî, Ezân 71; Müslim, Salât 127. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 93; Tirmizî, Mevâkît 53; İbni Mâce, İkâmet 50. Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem okları düzeltir gibi saflarımızı düzeltirdi. Bizim buna alıştığımızı görünceye kadar böyle yapmaya devam etti. Kendisi birgün namaza çıktı ve namaz kıldıracağı yerde durdu. Tam tekbir almak üzere iken göğsü saf hizasından dışarı çıkmış bir adam gördü. Bunun üzerine şöyle buyurdu “Ey Allah’ın kulları! Saflarınızı düzeltiniz; yoksa Allah Teâlâ’nın aranıza düşmanlık sokacağını iyi biliniz. ” Müslim, Salât 128. 1092. Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem göğüslerimize ve omuzlarımıza dokunarak bir baştan diğer başa safın arasında dolaşır ve şöyle buyururdu “İleri geri durmayınız. Sonra kalpleriniz de birbirinden farklı olur”. Ve sözlerine şöyle devam ederdi “İlk saflarda bulunanlara Allah rahmet, melekler de dua eder. ” Ebû Dâvûd, Salât 93. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 25 1093. İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez. ” Ebû Dâvûd, Salât 93, 98 1094. Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Saflarınızı sık tutunuz. Safların arasını yanaştırınız. Boyunlarınızı bir hizâya getiriniz. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, saffın boş kalmış aralıklarından şeytanın bodur, kılsız siyah koyun gibi girdiğini görüyorum. ” Ebû Dâvûd, Salât 93. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 28 1095. Yine Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Önce ilk safı tamamlayınız; sonra arkadaki safları doldurunuz. Şayet eksik kalırsa, son safta kalsın. “ Ebû Dâvûd, Salât 93. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 30 1096. Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “Şüphesiz Allah safların sağ tarafında bulunanlara rahmet eder; melekleri de dua ederler. “ Ebû Dâvûd, Salât 95. Ayrıca bk. İbni Mâce, İkamet 55 1097. Berâ radıyallahu anh şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kıldığımız zaman, yüzünü bize döndüğünde sağına döndüğü için onun sağ tarafında olmayı arzu ederdik. Bir defasında bize dönünce şöyle buyurduğunu işittim “Rabbim! Kullarını diriltip bir araya topladığın gün, beni azâbından koru!” Müslim, Müsâfirîn 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 71, Edeb 98; Tirmizî, Daavât 18 1098. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “İmamı ortanıza alınız ve saflardaki boşlukları doldurunuz. ” Ebû Dâvûd, Salât 98 Bir Soru Bir Cevap Yıl 2011 Ay Nisan Sayı 55 Efendim; “Dünya hayatında insanın istikbâline tesir edecek en mühim müessirler nelerdir?” İnsan, bu dünyaya üç temel ihtiyaçla gelir. Bunlar gıdâ, ilim ve terbiye ihtiyacıdır. Birinci ihtiyaç; Gıdâ İnsan, varlık âlemine adım attığı andan itibaren gıdâya muhtaçtır. Doğumundan evvel kordon vasıtasıyla annenin gıdâsıyla beslenir. Doğduktan sonra bir müddet anne sütüyle gıdâlanır. Daha sonra da her biri Cenâb-ı Hakk’ın birer lûtfu ve ihsanı olan çeşit çeşit gıdalarla, nimetlerle hayatiyetini devam ettirir. Ancak unutmamalıdır ki; Bu beslenme ihtiyacı karşılanırken gıdaların helâl olması, insanın mânevî istikameti için çok mühim bir vesiledir. Çünkü helâl olmayan, haram ve şüpheli şeylerle beslenen kişide ibadet şevki ve kulluk aşkı olmaz. Gönül hantallaşıp duygusuzlaşır. Temâyüller nefsânî arzulara göre şekillenir. Böylece İslâm ahlâkı ve yüce fazîletler âdeta unutulur. Yani, kulun mânevî inkişâfında helâl gıdânın çok mühim bir rolü vardır. Zira Cenâb-ı Hak “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin…” el-Bakara, 168 buyurarak helâl, temiz ve nezih gıdâlar ile gıdâlanmamızı istemektedir. Haram lokmanın, kalbimize menfî tesirleri hakkında Hak dostlarının pek çok ve mühim ikazları vardır. Mesela Hazret-i Mevlânâ bu hususta “Bu seher benden ilham kesildi. Anladım ki vücuduma şüpheli birkaç lokma girdi. Bilgi de hikmet de helal lokmadan doğar. Aşk da merhamet de helal lokmadan doğar. Eğer bir lokmadan gaflet meydana gelirse bil ki o lokma şüpheli veya haramdır.” buyurmuş, Abdülkâdir Geylânî Hazretleri de bizleri şöyle ikaz etmiştir “Haram yemek kalbi öldürür, helal yemek ise ihyâ eder. Lokma var seni dünya ile, lokma var seni âhiret ile meşgûl eder. Lokma var, seni Hâlık Teâlâ’ya rağbet ettirir.” Bu gerçeklerden hareketle dinimiz, beşerî sistemlerden farklı olarak bizlere bir gıdâ rejimi telkin etmektedir. Nitekim maddî olarak bizleri israf ve oburluktan sakındırırken, mânevî olarak da helâl ve harama dikkat etmemizi ve şüphelilerden uzak durmamızı emreder. Bu sebeple denilmiştir ki “Kişinin dindarlığı, gıdâsının helâlliği nisbetindedir.” Birgün Süfyân-ı Sevrî’nin yanına gelen bir kimse ona şöyle sorar “–Efendim! Namazı birinci safta kılmanın fazîletini anlatır mısınız?” Hazret, bu soru üzerine helâl lokmaya dikkat çekerek ona şu cevabı verir “–Kardeşim! Sen ekmeğini nereden kazanıyorsun, ona bak! Gerçi ön safta namaz kılmanın fazîleti daha çoktur. Lâkin kazancın helâl olduktan sonra, hangi safta dilersen orada namazını kıl; bu hususta sana güçlük yoktur.” İnsanın karakteri üzerinde iki büyük müessir vardır. Bunlar a. Muhabbet beslediği kimselerin mânevî durumu. b. Aldığı gıdânın helâllik derecesi. Muhabbet beslediğin kimse, yanlış yolda ise seni de yanlışa sevk eder. Şayet istikâmet üzere ise seni de istikâmet üzere olmaya yönlendirir. Aynen bunun gibi helal lokma, insanı istikâmet üzere yönlendirirken haram lokma da insanı Hak’tan uzaklaştırır. Bu sebeple gönlümüze, lâyık olmayan kişilerin muhabbetini koymamakta göstereceğimiz dikkati; vücudumuza haram bir lokmanın girmemesi hususunda da göstermeli ve Cenâb-ı Hakk’a şu şekilde ilticâ etmeliyiz “Yâ Rabbî, bana şüphelilerden ve haramlardan kaçınmayı lûtfet. Yâ Rabbî, sevdiğini bana sevdir ve beni sevmediğinden uzaklaştır, kalbimi koru!” Bir hadîs-i şerifte, helâl rızık arayışı içinde olan kimse hakkında şöyle buyrulmuştur “Allah Teâlâ, kulunu helâl peşinde koşmaktan yorulmuş vaziyette görmeyi sever.” Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 65 Nitekim “Kıyâmette ilk sorulacak sorulardan birisi Nereden kazandın ve nereye harcadın?» olacaktır.” İkinci ihtiyaç; ilim İnsan, öğrenme ihtiyacıyla dünyaya gelir. Diğer mahlûkat ise ilâhî imtihana tâbî olmadıkları için, Cenâb-ı Hakkʼın onların fıtratlarına kodladığı sevk-i tabiîler istikâmetinde hareket ederler; dünyadaki fonksiyonlarına göre hayatlarını yaşayıp giderler. Fakat insan öyle değildir. İnsan, doğup gelişmeye başladığı zaman önce eşyayı tanımaya çalışır. Gördüğü her şeyi takibe alır ve onların hareketlerini dikkatle seyreder. Biraz daha büyüyünce anne-babaya soru sorma ihtiyacı başlar. Beden ve zihin geliştikçe de bilgilerini artırmaya gayret eder. Bilhassa bu dönemde, kişiye maddî bilgileri mâneviyatla mezcederek vermek zarûrîdir. Zira mânevî bilgilerle donatılan ve vicdânî duygularla yetiştirilen fertler, huzurlu bir toplum meydana getirir. Bunun aksine, menfaatperest bilgiler ve sapık felsefelerle doldurulup ilâhî hakîkatlerden mahrum bırakılmış fertlerin oluşturduğu bir toplumda ise sosyal fâciâların önü alınamaz. Maalesef bugün zâhirî bilgiye çok ehemmiyet verilerek; “Aman yüksek tahsil alınsın, doktora yapılsın, birtakım ilmî ve akademik kariyerler elde edilsin.” denilmekte ve mânevî tahsil göz ardı edilmektedir. Bundan dolayı da öğrenilen o bilgiler âdeta kalbe saplanan bir diken olmaktadır. Nitekim madde ve mânâ dengesini gözetmeden, sırf zâhirî bilgilerle verilen bir ilim tahsili, tıpkı tek kanadı kırık bir kuşun, aç bir kediye lokma olması gibi, büyük bir insan israfını da beraberinde getirmektedir. Allah Rasûlü -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz, gönüllerde Tâzîm li-emrillah, yani Allâh’ın emirlerini hürmet ve ihtiram içinde yerine getirmek ve Şefkat alâ halkillah, yani yaratılanlara Yaratan’dan ötürü şefkat ve merhamet göstermeyi temin etmeyen bir ilim için اَلْعِلْمُ لَا يَنْفَعُ / “fayda vermeyen ilim” buyurmuş ve ondan Allâh’a sığınmıştır. Bkz. Müslim, Zikir, 73 Meselâ hukuk tahsili gören biri, hak ve adâlet tevzî edeceği yerde, âdeta zâlim bir cellât olabilmekte. Tıbbı bitiren bir doktor, şifâ tevzî edeceği yerde insanların sağlıkları üzerinden haksız kazanç sağlayan bir insan kasabına dönüşebilmekte; bir organ tâciri olabilmekte. Bu misalleri her sahaya teşmil etmek mümkündür. Bu sebeple bilhassa ilim yoluna girenler için takvâ, yani Allah korkusu zarurîdir. Unutulmamalıdır ki, bütün ilimler, nefsânî arzularını dizginleyerek rûhânî istîdatlarını inkişaf ettirmiş bir kimse için, Allâh’a götüren en güzel bir vasıtadır. Çünkü bütün ilimlerin menbaı, Cenâb-ı Hak’tır. Eğer ilimler kulu Cenâb-ı Hakk’a güzel bir kulluğa götüremiyorsa, o ilim, kulun yalnız ziyânını artırır. İlim, dünya ve âhirete ait olmak üzere iki kısımdır. Mâneviyattan uzak, dünyevî bilgiler, kişiyle beraber mezar kenarına kadar gider, lâkin oradan sonrasına geçemez. Mâneviyatla mezcedilmiş bilgiler ise ebedî bir saâdet kandili olur. Sonsuz ilâhî hakîkatler karşısında dünyalık cılız bilgileriyle övünüp, mücadeleye girenler hiç düşünmüyorlar mı ki, ilimlerin temelini teşkil eden akıllar da Cenâb-ı Hak tarafından yaratılmıştır. Fikirlerin parıltıları, Allah -celle celâlühû-’nun iradesiyle meydana gelmiştir. İlmin nihâî gâyesi, mârifetullahʼtır. Yani bizi yoktan var eden Allâh’ı kalben tanımak ve bilmektir. Mârifetullâh’ın refâkat etmediği nefesler, ölüm ötesi istikbâldeki felâketlerin ayak sesleridir. İnsanın gerçek servet ve saadeti, Cenâb-ı Hakk’a olan muhabbetidir. Rabbine muhabbet eden O’nu bilir ve O’na kulluk eder. Hak katında makbûl olan bilmek, öncelikle dünyaya geliş ve gidişin sırrını kavramaktır. Bilmek, ihtiyaca cevap vereni bulmaktır. İnsanın asıl ihtiyacı ise, âyet-i kerîmede bildirildiği üzere “müslüman olarak can verebilmek”[1]tir. Bunun içindir ki gerçek mânâda bilen, mahlûkâtın ve mülkün gerçek sahibini tanır; Yaratan’dan ötürü yaratılanlara karşı engin bir şefkat ve merhamet kucağı olur. Bilen, dâimâ Rabbinin rızâsını ve yakınlığını arar, onun için Allah yolunda fedâkârlık bir lezzet hâline gelir. Bilen, “nefsin esâreti”nden kurtulmak için rûhânî bir hayat yaşama gayreti içinde bulunur. Bilen, ilm-i ilâhînin azameti karşısında hiçliğini idrâk eder. Bilen, aslında bilmediğini bilir. Bilen, sebepten Müsebbib’e, eserden Müessir’e, sanattan Sâni-i Mutlak’a aklen ve kalben intikâl eder. Üçüncü ihtiyaç; terbiye İnsan, terbiye edilmeye muhtaç olarak dünyaya gelir. Çünkü insan dâimâ; ahsen-i takvîm en güzel yaratılış ve yüksek istîdat ile esfel-i sâfilîn aşağıların en aşağısı arasında bir mevkîdedir. Yani kendisini meleklerden üstün bir yüceliğe ulaştıracak kâbiliyet ve istîdatlar da fıtratında meknuzdur, hayvanlardan daha şaşkın bir süfliyâta düşürecek zaaflar da… Bu sebeple Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz “Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzere temiz ve günahsız olarak, tevhîde meyilli bir şekilde doğar. Daha sonra ana-babası onu inançlarına göre ya hristiyan, ya yahudî ya da mecûsî yapar.” buyurmuştur. Buhârî, Cenâiz, 92; Müslim, Kader, 22 Akıl keskin bir bıçak gibidir; ekmek de keser, damar da. Dolayısıyla onun hakka ve hayra yönlendirilmesi, ancak vahyin muhtevâsında nebevî bir terbiyeden geçmesiyle mümkündür. Bu terbiyeden uzak kalarak kâinattaki ilâhî kudret ve azamet tecellîlerine âmâ kesilen, “dünyaya gelenin, nereden ve niçin geldiğini; dünyadan gidenin de neden ve nereye gittiğini” bilmeyen, beşikten teneşire… nihâyet kabir âlemindeki meçhullere… bir hazan yaprağı misâli şuursuzca savrulan bir insanın durumu ne hazindir!.. Allâh’ın huzurunda eğilme ihtiyacını duymayan bir kalbin kıymeti ve insanlık şerefi ne olabilir? Unutmamalı ki fânî günlerin hayat notları, ebediyet mahkemesinin adlî dosyalarıdır. Meçhullerle çevrilmiş hayat yolcusunun huzur ve saâdet kapısı, ancak nebevî terbiyeden nasip alabilmekle açılabilir. Bu gerçek dolayısıyla Cenâb-ı Hak, bu imtihan dünyasında kullarına, nefsin handikapları içinde kaybolmayıp, ömrü en güzel ve bereketli bir sûrette geçirmek için en büyük terbiyeciler olarak peygamberleri ikram ve ihsân etmiştir. Peygamberlerden sonra takip edilecek en selâmetli yol da, Hak dostlarının yoludur. Zira Hak dostları, zâhir ve bâtınını ikmâl etmiş, mânevî terbiye ile kalbî merhaleler kat ederek davranış mükemmelliğine ve “peygamber vârisliği” şerefine ermiş bah­ti­yar­lar­dır. On­lar, ne­be­vî ir­şad ve dav­ra­nış mü­kem­mel­li­ği­nin za­man­la­ra ya­yıl­mış zir­ve­le­ri­dir. Yine on­lar, nebevî ahlâkın fi­ilî ve mü­şah­has numûneleridir. Kalbin menfî tesirlerden muhâfaza edilmesi ve dâimâ hayırlı telkinlere muhâtap kılınması için, rûhâniyetlerinden istifâde edilebilecek peygamber vârisi âlim ve âriflerle ünsiyet zarû­rîdir. Bu hâl, insanın belli aralıklarla âdeta mânen şarj olması gibidir. Fazîlet ve gayret ehli sâlih zâtların hâllerinden ibret alarak gaflet uykusun­dan uyanmak, her insan için büyük bir ihtiyaçtır. Velhâsıl, insanın ilâhî hakîkatler çerçevesinde güzel bir istikbâl için maddî ve mânevî yapısını terakkî ettirmesi lâzımdır. Bunun için de yediği gıdânın helâliyetine, öğrendiği ilmin kendisine faydalı olmasına ve güzel bir terbiye için sâlihlerle berâber bulunmaya dikkat etmesi zarûrîdir. Cenâb-ı Hak, bizleri bütün nîmetlerin kadr u kıymetini lâyıkıyla bilip, ömrünü rızâ-yı ilâhîye muvâfık amellerle en verimli bir şekilde kullanabilen kullarından eylesin! Âmîn… Dipnot [1] Bkz. Âl-i İmrân, 102.

ön safta namaz kılmanın fazileti